İnsanlar arasında iletişimi sağlayan en önemli araç dildir. Dil ise, sözcüklerden oluşur.
Sözcük, anlamı olan ve cümle kurmaya yarayan ses değerine sahip birimdir. Sözcüklerin çoğu tek başına bir anlam bildirir; ancak kimi sözcükler tek başlarına belirgin bir anlam taşımazlar.
Örneğin; "çiçek, ev, korku..." sözcükleri, tek başlarına bir anlam bildirirler. "Gibi, sanki, de, oysa..." gibi sözcükler, cümle içinde kullanıldıklarında anlam kazanırlar.
Anlam, sözcüklerin, olguların, davranışların, zihnimizde yarattığı nesne ya da kavramdır.
ANLAMSAL AÇILIMLARINA GÖRE SÖZCÜKLER
A) GERÇEK ANLAM
Sözcüğün temel anlamı ile yan anlamlarına gerçek anlam denir.
1. TEMEL (İLK) ANLAM
Konuluş anlamı da denilen temel anlam, sözcüğün başlangıçta yansıttığı ilk ve asıl anlamıdır.
Belirli bir gereksinim sonucu ortaya çıkan her sözcük öncelikle bir anlama sahiptir. Bu anlam, sözcüğünzamanla kazanacağı diğer anlamların başında yer alır; yeni anlamların ortaya çıkışında onlara rehberlikeder.
Sözcüklerin ilk defa ne zaman doğduklarını, ilk anlamlarını ne zaman kazandıklarını kesin olarak bilemiyoruz. Ancak birçok bilim adamının üzerinde anlaştıklan nokta, insanların öncelikle kendi organlarını, yaşamlan ile ilgili önemli nesneleri adlandırmış olmalarıdır.
Bu durumda "göz, kol, boğaz, baş ..." gibi sözcükler, organ adı olarak kullanıldıklarında temel anlamlıdır.
Yine somut varlıkları karşılayan "bıçak, yılan, hava..." gibi sözcükler, varlığın adı olarak kullanıldığındatemel anlamlıdır.Eylem adlarının da öncelikle somut durumları karşılayan anlamları temel anlamdır.
Örneğin; "çürümek" eyleminin temel anlamı, "organik bir maddenin türlü dış etkilerle bozulması, kokuşması, özelliğini yitirmesi" dir.
"Boğaz, hava, çürümek" gibi sözcüklerin başka anlamları da vardır. Bu sözcüklerin temel anlamlarını belirleyebilmek için şu cümleleri inceleyelim:
Boğazı yırtılırcasına bağırıyor, haykırıyordu. (boynun ön kısmı ve bu kısmı oluşturan organlar)
Şu dağları aşmanın tek yolu boğazdan geçmek. (iki dağ arasındaki dar geçit)
Şişeyi boğazına kadar doldurdu. (bir şeyin ağzına yakın olan kısmı)
Sözcüğün temel anlamı, "boynun ön kısmı ve bu kısmı oluşturan organlar" dır. Diğer cümlelerde yer alan anlamlar ise, "bazı nesnelerin" ve "doğadaki bazı oluşumların", "boğaz"a benzerliğinden kaynaklanmıştır. (Yan anlamlardır.)
Hava canlıların solunumuna yarar. (renksiz, kokusuz gaz karışımı)
Buranın havası bana iyi geldi.
(iklim ve sağlık bakımından ortamın durumu)
Bugün hava çok bulutlu. (gökyüzü)
Sözcüğün temel anlamı ilk cümlede verilmiştir. İkinci cümlede "hava"nın iklim ve sağlık üzerindeki etkisi düşünülerek "belirli koşullar" yerine "hava" kullanılmıştır. Üçüncü cümlede ise, "gökyüzünün durumu", "hava" sözcüğüyle karşılanmıştır (Yan anlamlar).
Aldığım elmalar iki gün içinde çürüdü. (organik bir maddenin türlü dış etkilerle bozulması, kokuşması, özelliğini yitirmesi)
Bu olay karşısında davası kendiliğinden çürüdü. (temelsiz ve kanıtsız kalmak)
Sözcüğün temel anlamı ilk cümlede verilmiştir. Sözcük, ikinci cümlede temel anlamından tümüyle uzaklaşmıştır (Mecaz anlam).
2. YAN ANLAM
İnsanoğlu, binlerce yıllık tarihi içinde dili oluştururken bilgisine, yaşantısına, teknik gelişmesine bağlı olarak gereksinim duyduğu sözcükleri yaratma yoluna gitmiştir. Ancak gereksinim duyulan her durumda yeni bir sözcük türetilmemiş, aralarında ilgi bulabildiği anlamları - bir tür tutum yoluna giderek- aynı sözcükle karşılamaya çalışmıştır.
İşte sözcüğün zamanla temel anlamı dışında; ancak temel anlamıyla ilgili olarak kazandığı yeni anlamlarayan anlam denir.
Dilini dişleri arasına aldı, ısırır gibi yaptı.(tat alma organı)(Temel anlam)
İnsanlar arasında en mükemmel anlaşma aracı dildir.(ses imleri sistemi) (Yan anlam)
Hazır araba varken eşyayı eve atalım. (Yan anlar (bir yerden bir yere taşımak)
UYARI
Sözcüğün yan anlamı, temel anlamıyla ilgikurulabilecek bir nitelikte olmalıdır. Bu anlam ilgisi kurulamıyorsa, sözcük ya mecaz anlamlıdır yada eşseslidir.
ÖRNEK SORU
Aşağıdaki cümlelerden hangisinde altı çizilisözcük temel anlamıyla kullanılmıştır?
A)Elini incittiği için yazı yazamıyormuş.
B)Karşı sokağın ağzında duran çocuk ağlı
C)Beşiktaş sırtları pırıl pırıl, Boğaz masmavi
D)Kolu yırtık, örme bir ceketle gelmiş.
E)Yokuşun başında derin bir nefes aldı.
ÇÖZÜM: Organ karşılığı olarak kullanılan sözcüğün temel anlamıdır. Bu adlar, yakıştırma yakala diğer varlıklar için de kullanılabilir. Sözcüğün bt yolla kazandığı yeni anlam yan anlamdır.
A seçeneğinde "el" sözcüğü "tutma organı"nı karşıladığı için temel anlamlı, diğer seçeneklerdeki altı çizilisözcükler yan (yakıştırma) anlamlıdır.
YANIT : A
B) MECAZ ANLAM (DEĞİŞMECE ANLAM)
Sözcüğün gerçek anlamından sıyrılarak başkakavramlar yerine kullanılmasıyla kazandığı anlama mecaz(değişmece) anlam denir.
Bu anlam olayında sözcük, gerçek anlamından tamamen sıyrılır. Temel ve yan anlamlar arasında sözcüğün işleviyle ilgili bir yakınlık varken, mecaz anlamla temel anlam arasında ilgi kurulamaz.
Mecaz anlam genellikle aktarmalara dayanır.
İki çeşit aktarma vardır:
1. DEYİM AKTARMASI (İSTİARE)
Deyim aktarması, sözcüğün dile getirdiği kavramla bir başka kavram arasında çoğu kez benzetme Doluyla bir ilişki kurarak, sözcüğü o kavrama aktarma olayıdır (Benzerlik ilgisiyle bir sözcüğün başka bir sözcüğün adının yerine kullanılması.).
Dilimizde deyim aktarmalarının başlıca türleri şunlardır:
*İnsanla ilgili sıfatların doğaya aktarılması (insandan doğaya aktarım)
Yorgun sarı yaprakları, alçakgönüllü söğütleri, güleryüzlü dereleri vardı Anadolu'nun.
Yazında bu aktarma çeşidi kapalı eğretileme (istiare) diye adlandırılır (Sadece benzeyenle yapılan istiaredir.)
*Hayvan, bitki, maden adlarının insana aktarılması (doğadan insana aktarım)
Yazında açık eğretileme (istiare) olarak adlandırılan bu deyim aktarması en yaygın aktarma biçimidir (Sadece kendisine benzetilenle yapılan istiaredir.).
Bu varlıklara bazı nitelikler verilmiş, insanlar bu nitelikleri taşıyan varlığın adıyla anılmışlardır.
Örneğin; "ayı" ya "kaba, görgüsüz" niteliği verilmiş. "Ayıya bak!" ifadesiyle kaba, görgüsüz insan anlatılmaya çalışılmıştır.
İnek, eşek, yılan, domuz, köpek... gibi hayvan adları; hıyar, armut... gibi bitki adları, elmas, altın, pırlanta... gibi maden adları, bu kullanıma sadece birkaç örnektir.
*Doğadaki nesnelerin niteliklerini yansıtan sıfatların insana aktarılması (doğadan insana aktarım)
Sert, pişkin, yumuşak, hafif, ağır, yırtık... gibi nitelikler insanların nitelikleri olarak da kullanılır.
Çok pişkin adam canım, (utanması olmayan) Öğretmen çok sertti.
' Soyut kavramların somut kavramlarla anlatılması
Somut kavramları yansıtan sözcükler, soyut durumların daha açık anlatılmasını sağlamıştır.
Baban sana çok kızmış, (öfkelenmek)
Dünkü davranışından dolayı sana çok kırgınım. (gücenmek)
Bu işte daha çok pişmesi gerekir, (bir işe alışıp beceriksizliği kalmamak)
Yine yürek, mide gibi sözcüklerin soyut anlamları bu kullanıma örnektir:
Bu kadar yürekli adam görmedim, (cesaretli)
Bu olayda mide bulandırıcı bir yön var. (kuşku uyandıran)
* Duyularla ilgili kavramların birbirine aktarılması (duyudan duyuya aktarım)
Bu aktarma çeşidinde de herhangi bir duyuyla algılanması gereken bir kavram, bir başka duyu tarafından algılanacak biçimde kullanılır.
Kadın acı bir çığlıkla irkildi.
Tat alma duyusuyla algılanması gereken "acı" kavramı, bu cümlede işitme duyusuyla algılanacak biçimde kullanılmıştır. Örnekleri çoğaltabiliriz:
Çiğ renkler kullanmış tablosunda.
Sıcak bir bakış bütün kırgınlıkları yok eder.
2. AD AKTARMASI (MECAZ - I MÜRSEL)
Benzetme amacı güdülmeden bir sözün, başka bir söz yerine kullanılmasıdır.
Ad aktarmasını sağlayan başlıca ilişkiler şunlardır:
* Bir yerde bulunanları anlatmak için o yerin adı söylenir:
Bütün sınıf arkasından ağladı, (öğrenciler)
* Yer adı söylenerek orada toplanan kurul anlatılır:
Sivas mandayı kabul etmedi. (Sivas Kongresi üyeleri)
* Yer adı söylenir, bir antlaşma anlatılmak istenir:
Lozan bir yenilgi değildir. (Lozan Antlaşması)
*Yer adı söylenir, ülkeyi yönetenler anlatılır:
Meclis olağanüstü toplantıya çağrıldı.
*Yer adı söylenir, ülkeyi yönetenler anlatılır:
Meclis olağanüstü toplantıya çağrıldı.
*Sanatçı söylenir, eserleri anlatılmak istenir:
Montaigne'i her okuyuşumda yeni bir şey buluyorum (denemeleri)
*Sonuç söylenir, neden anlatılır:
Bütün gün tarlalara bereket saçtık. (tohum)
*Eşya söylenir, onu kullanan belirtilir:
Binlerce şemsiye cenazenin arkasından yürüyordu. (insan)
*Bir varlığın parçası söylenir, bütünü anlatılır:
Çocuklarınızı emin ellere emanet ediniz, (o ellerin sahibi insanlara)
*Varlıkları belirten genel adlar söylenerek kapsamında olanlar belirtilir:
Şebboyu göstererek: "Bu ne güzel çiçek!" dedi.
*Bütün söylenir, parçası anlatılır: Kızılay'da ineceğiz. (Kızılay durağı)
*Bir yön adı söylenir, o yöndeki ülke, bölge, insanlar anlatılmak istenir:
Batı, Rönesans'tan sonra gelişti. (Batı ülkeleri, devletleri, orada yaşayan insanlar)
*Varlığa ait bir özellik, varlığı anlatmak için kullanılır:
Siyah - beyaz bu hafta da galip. (Beşiktaş veya benzer renklerdeki takım)
*Somut bir varlık söylenir, soyut bir kavram anlatılır:
O adamda kafa mı var sanki? (akıl)
*Soyut ad söylenir, somut varlık anlatılır:
Gönül ferman dinlemez. (Ferman dinlemeyen, insandır.)
* Dıştaki söylenir, içteki anlatılır:
Bir oturuşta bir tepsiyi silip süpürdü, (tepsinin içindeki yemek)
* Dıştaki söylenir, içteki anlatılır:
Tüp bitmiş, yemeği pişiremedim. (gaz)
ÖRNEK SORULAR
1. Aşağıdaki altı çizili sözcüklerden hangisi, mecaz anlamıyla kullanılmıştır?
A) O yıllarda her gün bir olay oluyordu.
B) Ortalık ağarırken yola çıkacağız.
C) Babam şimdi bana köpürüyordur.
D) Köy meydanına varmadan atını durdurdu.
E) Dikkat, aklın en değerli çocuğudur.
ÇÖZÜM: A'da olay, "hadise"; B'de çıkmak, "yola koyulmak"; D'de meydan, "düz, açık, geniş alan";E'de değerli, "değeri yüksek olan" karşılığında gerçek anlamlarıyla kullanılmıştır,C'de "köpürmek" sözcüğü, "köpük çıkararak kabarmak" somut anlamından uzaklaşıp "öfkelenmek" soyut anlamıyla kullanılarak, mecaz anlam özelliği kazanmıştır. YANIT : C
2. Aşağıdaki altı çizili sözcüklerden hangisi gerçek anlamında kullanılmıştır?
A) İlk damlalardan sonra yağmur birden coştu.
B) Bu söze, gençlerden biri ince bir karşılık verdi.
C) Serindi; ama, tatlı bir ilkyaz akşamıydı.
D) Havalar ısınınca ağaçların tomurcukları patladı.
E) Gölün kıyılarını yapraksız, bodur ağaçlar kusatmıştı.
(1984/II)
.
ÇÖZÜM: A'da coştu, "hızlandı" anlamıyla; B'de ince, "akıllıca" anlamıyla; C'de tatlı, "hoş" anlamıyla;D'de patladı, "açıldı" anlamıyla mecaz olarak kullanılmıştır.E'deki bodur, "çok kısa boylu ve tıknaz" anlamıyla, gerçek anlamında kullanılmıştır.
YANIT : E
*
3. ÇOK ANLAMLILIK
Dilin zenginliğinin ölçütlerinden biri de çevremizdeki varlıkları, duygu ve düşünceleri
bütün açıklığıyla anlatacak sözcüklere sahip olmaktır. "Her anlama bir sözcük" ilkesine
göre, yaşantımıza yeni giren nesneleri,kavramları karşılayan sözcükler türetilmektedir.
Ancak bunların hepsini yeni sözcüklerle karşılamak mümkün olmamaktadır.
Dilde bulunan sözcüklere yeni anlamlar yüklemek bir sözcüğün temel anlamı yanında
birden çok nesneyi, kavramı yansıtmasına yani, çok anlamlılığa yol açmıştır. Sözcüğün
çok anlamlılığı, zamanla yan ve mecaz anlamlar kazanmasıyla gerçekleşir.
"Baş, yüz, çıkmak, atmak, kaba, acı, maden, ateş, hava, yatmak, yol..."
sözcükleri bunlardan birkaçıdır.
"Çevirmek" sözcüğünün zamanla yeni anlamlar kazanarak nasıl çok anlamlı
olduğunu örnek cümleLerle görelim:
Kapının topuzunu çevirdi, kapı açılmadı. (bir şeyi kendi ekseni
çevresinde döndürmek)
Arkadaş biziçevirip evine götürdü. (yolundan alıkoymak)
Bağın etrafını çitleçevirmişler.(bir şeyin çevresini bir şeyle sarmak)
Kendisine yollanan parayıçevirmiş. (kabul etmemek, geri göndermek)
Bize arkasınıçevirip oturdu. (bir yöne doğru dönmek)
Tüfeğini bize doğruçevirdi. (bir tarafa yöneltmek)
Son günlerde ne dolaplarçeviriyorsun? (dürüst olmayan davranışlar
gösterme)
ÖRNEK SORULAR
1. Aşağıdaki cümlelerden hangisinde "bulmak" eylemi, ötekilerden farklı anlamda kullanılmıştır?
A)Kristof Kolomb, Amerika'yı buldu.
B)Thomas Edison, ampulü buldu.
C)Robert Koch, kendi adıyla anılan basili buldu.
D)Ronald Amundsen, Güney Kutbu'nu buldu.
E)Pierre Curie ve eşi, radyumu buldu.
(1982/1)
ÇÖZÜM: A, C, D, E seçeneklerindeki "bulmak" eylemlerinde "önceden var olan bir
şeyi keşfetmek" anlamı vardır.
B'deki "bulmak" ise "icat etmek" anlamıyla kullanılmıştır.
YANIT : B
2. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "açmak" sözcüğü "Yeni bir iş yeri açmak
için tüm hazırlıkları tamamlamış." cümlesindeki anlamıyla kullanılmıştır?
A)Televizyonu açmak için en son düğmeye basacaksınız.
B)Sergi açmak için büyük ve aydınlık bir salon istiyormuş.
C)Lavabonun tıkanan borusunu açmak için gerekli pompayı bulamamış.
D)Kardan kapanan istanbul - Ankara yolunu açmak için hâlâ çalışıyorlar.
E)Yeni bir sınav açmak için üç ay beklemek gerekecek.
(1986/1)
ÇÖZÜM: "Açmak" sözcüğü A'da "bir aygıtı çalışır hâle getirmek"; C ve D'de "tıkalı ya
da kapalı olanı bu durumdan kurtarmak"; E'de ise "sınav için gerekli hazırlığı
tamamlayıp duyuruda bulunmak" anlamlarıyla kullanılmıştır.
Verilen örnek cümlede ve B seçeneğinde "açmak" sözcüğü, "kâr ve ticaret amacıyla
bir iş yeri oluşturmak" anlamıyla kullanılmıştır.
YANIT : B
GENEL VE ÖZEL ANLAMLI SÖZCÜKLER
Kimi sözcükler kavramları, nesneleri, varlıkları topluca belirtir. Bu tür sözcüklere genel anlamlı sözcükler denir. Örneğin yazı sözcüğü genel bir nitelik taşır. Edebiyat belli nitelikler taşıyan yazılara verilen toplu addır, bu nedenle yazıya göre sınırlı ve özel bir nitelik taşır. Ancak roman, şiir, deneme, eleştiri, makale gibi türlerin tümünü içerdiğinden geneldir de. Roman, edebiyata göre özel anlamlı bir sözcüktür. Romanların birçok türleri olduğu düşünülürse, roman, Araba Sevdası'na göre geneldir.
Varlıkları ya da kavramları tek tek sınırlı anlam boyutları içinde karşılayan sözcüklere de özel anlamlı sözcükler denir.
Sözcüklerin bu genelden özele gidişi, basamaklı bir nitelik taşır. Bu durumu şöyle gösterebiliriz:
Özelden Genele
dut ağacı
ağaç
bitki
canlı
Genelden Özele
yazı
edebiyat
roman
Araba Sevdası
ÖRNEK SORU
Aşağıdakilerin hangisinde altı çizili sözcük, en genel anlamlıdır?
A)Bahçıvan bahçeye çjm ekiyor.
B)Dört yapraklı yonca bulmaya çalışıyor.
C)Biçilmiş al yığınları arasından geçtiler.
D)Her yemeğe maydanoz koyarım.
E)Isırgan bir çok derde devadır, denir.
ÇÖZÜM: C seçeneğinde verilen ot sözcüğü genel bir kavramı karşılar. Çim, yonca, maydanoz, ısırgan gibi küçük bitkiler, ot sözcüğünün kapsamı içindedir.
YANIT: C
SOMUT VE SOYUT ANLAMLI SÖZCÜKLER
Sözcüklerin bir kısmı duyu organlarımızla algılayabileceğimiz, uzayda boyutları olan ya da ölçülebilen varlıkları karşılar: bulut, hava, ses, ova, dağ, kırmızı... vb. Bu tür sözcüklerin anlamları kişiden kişiye değişmez, söylendiğinde ya da duyulduğunda herkesin düşüncesinde aynı tasarım canlanır. Böyle sözcüklere somut anlamlı sözcükler denir.
Sözcüklerin bir kısmı ise, duyu organlarımızla algılayamadığımız, nesnelliği olmayan, zihnimizde yer alan kavramları karşılar: sevgi, düşünce, umut, üzüntü, özlem, duygu... vb. Bu tür sözcüklere de soyut anlamlı sözcükler denir.
Sabaha kadar yağmur yağdı.
Yukarıdaki cümlede "sabah", "yağmur", "yağdı" sözcükleri somut anlamlıdır. Sözcükler kişiden kişiye değişmez, cümlenin anlatımı da nesneldir.
Beni bu güzel havalar mahvetti.
Bu cümlede ise, "güzel" ve "mahvetmek" sözcükleri soyut anlamlıdır. "Havanın güzelliği" ve "insanı perişan etmesi" kişiden kişiye değişir, cümlenin anlatımı özneldir.
Eylemler, duyularımızla algılanıyorsa somut; algılanmıyorsa soyut anlamlıdır. Sözcük cümledeki kullanımına göre somut ya da soyut anlam kazanır.
Geçerken koluma vurdu, (somut) Beni yüreğimden vurdu, (soyut)
Anlam genişlemesi yoluyla somut anlamlı bir ad, bir de soyut anlam kazanabilir. Örneğin; somut anlamıyla "baş" demek olan "kafa" sözcüğü, "Sen bu kafayı değiştir." gibi bir cümlede "zihniyet" anlamına gelerek soyut anlam kazanmıştır.
ÖRNEK SORU
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "soğuk" sözcüğü ötekilerden farklı anlamda kullanılmıştır?
A)Soğuk havaya karşı hiç direnci yoktur.
B)Arkadaşının böyle soğuk davranmasına çok üzülmüştü.
C)Yaz kış soğuk suyla yıkanmayı alışkanlık edinmiştir.
D)Artık soğuk ve yağışlı günler başladı.
E)Güneşli ama soğuk bir günde yola çıktılar.(1988 / II)
ÇÖZÜM: A, C, D, E seçeneklerinde soğuk sözcüğü, "ısısı düşük olan" karşılığında somut anlamıyla kullanılmıştır.
B seçeneğinde ise "gönül kırmak, memnun olmadığını hissettirmek" karşılığında kullanılarak soyut bir anlam kazanmıştır.
YANIT : B
NİCELİK VE NİTELİK ANLAMLI SÖZCÜKLER
Sayılabilen, ölçülebilen ya da azalıp çoğalabilen durumları belirten sözcükler nicel anlamlıdır.
İnce duvarlar ses geçirir.
Binlerce asker sınırlarımızı bekliyor.
Yüksek binalar beni ürkütür.
Bir kavramın, varlığın nasıl olduğunu belirten, başka varlıklardan, kavramlardan ayrılan özeliiklerini bildiren sözcükler nitel anlamlıdır.
Kötü sözler söylemekten kaçınırım.
Ailemi küçük düşürmemek için elimden geleni yaptım.
Güzel bir gün geçirdik.
» UYARI
Sözcük, cümledeki kullanımına göre nicelik ya danitelik bildirir.
Kızılay'a yakın bir mahallede oturuyoruz.(nicelik)
Ayşegül yakın arkadaşlarımdan biridir. (nitelik)
Kent merkezine ağır taşıtların girişi yasaklanmış. (nicelik)
Ağır bir insan olduğu konuşmalarından anlaşıyor.(nitelik)
TERİM ANLAMLI SÖZCÜKLER
Terimler, bilim, sanat, teknik, spor gibi alanlarla ilgili sınırları belli, açık ve kesin anlamlı sözcüklerdir.
Günlük dildeki sözcüklerin kullanılış alanı geniş olduğuhâlde, terimler ancak ilişkin oldukları konulara ışık tutarlar. Bu yüzden de kullanım alanları daha dardıır.Terimlerin çoğu o alanla ilgili kimseler tarafından bilinirve kullanılır.
Matematikte üçgen, yazında roman, dil bilgisinde kök,kimyada oksijen birer terimdir.
Kullanım alanı genişleyip günlük yaşamda yer alan terimler, genel kullanımlarında terim olma niteliklerini yitirir, dilin öteki sözcükleriyle aynı duruma gelir.
Örneğin, radyo, televizyon gibi sözcükler bu nesnelerin bulunduğu ilk zamanlarda, ilk kez tanıtıldıklarında terim niteliği taşımış olsalar bile, bugün terim olmaktan çıkmıştır. Ancak elektroniğe ilişkin bir sözlükte geçen radyo ve televizyon yine birer terimdir.
"Ayak" sözcüğü, "Uzun süre beklediğimden ayaklarım ağrıdı."cümlesinde gerçek anlamıyla; "Halk şiirinde genellikle yarım ayak kullanılır." cümlesinde "uyak" anlamıyla terim olarak kullanılmıştır. Buna göre günlük dilde yer alan bir sözcük, daha sonra terim niteliği kazanabilir.
Köprü dişçilikte, boğaz coğrafyada, perde tiyatroda terim niteliği kazanmıştır.
Terimlerin Özellikleri
*Terimler genel olarak tek anlamlıdır:
yer çekimi (fizikte), makale (yazı nda) asparagas haber (gazetecilikte) ...
*Çok anlamlı terimler vardır:
İskele (gemicilikte)
a)güvertenin sol yanı
b)gemilerin yanaştığı kıyı bölümü
anlamlarıyla çok anlamlı özellik taşır.
*Biçim bakımından basit, türemiş, birleşik yapıda olabilir:
Ayak - hece – kök (edebiyat) basit
kasılım (tıp) - saplantı (psikoloji) - duyarga (biyoloji) türemiş
üçgen (matematik) toplardamar (tıp) özgülağırlık (fizik) birleşik
SÖZCÜKLER ARASINDAKİ İLİŞKİLER
1. EŞ ANLAMLILIK
Bir dilde anlamca birbirinin yerini tutan çok sayıda sözcük vardır. Sesleri ayrı olduğu hâlde anlamları aynı olan sözcükler arasındaki ilişkiye eş anlamlılık (anlamdaşlık) denir:
"Konuyu örneklerle anlattı." cümlesinde "anlatmak" yerine "açıklamak" sözcüğünü kullanmak cümlenin anlamını değiştirmez. Ancak, "Bu konuyla ilgili bir fıkra anlatayım." cümlesinde "anlatmak" yerine "açıklamak" sözcüğünü kullanamayız.
Bir sözcüğün başka bir sözcükle eş anlam oluşturması, o sözcüğün cümle içinde kazandığı anlama bağlıdır. Çünkü hiçbir dilde her zaman birbirinin yerini tutabilecek, birbirinin tam eşi anlama gelen birden fazla yerli sözcük bulunmaz.
Kısaca Türkçe sözcükler arasında eş anlamlılık değil, yakın anlamlılık ilişkisi vardır.
Yabancı dillerden Türkçeye geçen sözcüklerin bolluğu dilimizde eş anlamlılık olgusunu doğurmuştur.
ana - validetanık - şahit
ölüm - vefatkuşku - şüphe
sınav - imtihanyaşam - hayat
değer - kıymetsözcük - kelime
UYARI
Eş anlamlı sözcüklerin aynı cümlede kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar.
2. YAKIN ANLAMLILIK
Eş anlamlı gibi görünüp çoğunlukla birbirinin yerine kullanılabilmelerine karşın, aralarında az çok anlam farkı bulunan sözcükler arasındaki ilişkidir.
bezmek bıkmak usanmak
çekinmek utanmak sıkılma
sızı sancı ağrı
gitmek ayrılmak uzaklaşmak
Bunlar arasındaki anlam ayrılıkları kullanımda daima kendini belli eder. Örneğin, "sızlamak, sancımak, ağrımak" sözcükleri eş anlamlı gibi görünür. Ancak,
"Soğuk ya da sıcak bir şeyler içtiğim zaman dişlerim sızlıyor."cümlesinde "sızlamak" yerine "ağrımak" ya da "sancımak" sözcüklerini kullanamayız.
Çünkü "ağrımak" derinden duyulan sürekli acıyı, "sancımak" ise, daha çok iç organlarda saplanma biçiminde başlayan, azalıp çoğalan ağrıyı anlatır.
"Sızlamak" sözcüğünün verdiği "hafif ve geçici ağrı"yı bu iki sözcük karşılamamaktadır.
ÖRNEK SORU
I.Onun böyle davranmasına önce bir anlam veremedim.
II.Bir zamanlar ben de seyahati severdim.
III.Bu işe yıllarca emek vermiş bir insandı.
IV.Çoktandır böyle güzel bir film izlememiştim.
V.Eskiden burada yemyeşil bir orman vardı.
Bu cümlelerin hangilerindeki altı çizili sözler birbirine yakın anlamdadır?
C) II. veV.
|
A) I. ve IV. B) II. ve III. D) III. ve IV. E) III. ve V.
(1989/11)
ÇÖZÜM: I. cümlede "önce" sözcüğü, "başlangıçta"; III. cümlede "yıllarca" sözcüğü, "çok uzun bir süre"; IV.cümlede "çoktandır" sözcüğü, "uzun zamandan beri" gibi farklı anlamlarda kullanılmıştır.
II. cümlede geçen "bir zamanlar" sözcüğü ile V. cümledeki "eskiden" sözcüğü, birbiri yerine kullanılabilen yakın anlamlı sözcüklerdir.
YANIT : C
3. KARŞIT ANLAMLILIK
Anlam bakımından karşıtlık içeren sözcüklerin kurduğu ilişkiye karşıt anlamlılık denir:
Karşıt anlamlılık ilişkisi içinde olan sözcüklere tezat sözcükler denir.
dar - geniş içeri - dışarı
kapalı * açık alt - üst
şişman - zayıf güzel - çirkin
alçalmak - yükselmek inmek - çıkmak
UYARILAR
Dilde her sözcüğün karşıt anlamlısı yoktur:
görmek - ................. uçmak - .................
yeşil - ................... duygu - ..................
söz - ................... sevgi - ..................
Genellikle nitelik ve nicelik bildiren sözcük rin ve kimi eylemlerin karşıtları vardır:
almak - vermek gülmek - ağlamak
Bir sözcüğün karşıt anlamlısının hangi sözcük olduğu cümlede kazandığı anlama göre belirlenir:
"Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar." cümlesinde "doğru" karşıtı, "yalan";
"Sen bu konuda doğru davranıyorsun." cümlesinde "doğru" karşıtı, "yanlış";
"iki noktayı doğru bir çizgi ile birleştirelim." cümlesinde "doğru" karşıtı, "eğri" dir.
* Bir sözcüğün karşıt anlamlısı, olumsuzluk alan sözcük olarak düşünülmemelidir:
tatlı (karşıtı "tatsız"değil)-acı
ağlamak (karşıtı "ağlamamak" değil) - gülmek
ÖRNEK SORU
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "hafif" sözcüğü "Kurşun ağır bir madendir." cümlesindeki "ağır" sözcüğünün anlamca karşıtıdır?
A)Kaç gündür midemde hafif bir ağrı var.
B)Hastalığı geçene kadar hafif bir işte çalışması gerekiyormuş.
C)Eline alınca hangisinin daha hafif olduğunu anlarsın.
D)Savaşta hafif bir yara almıştı.
E)Araba harekete geçerken hafif bir sarsıntı his-
sediliyor.(1985/II)
sediliyor.(1985/II)
ÇÖZÜM: "Hafif" sözcüğü A'da "rahatsız edici olmayan"; B'de "güç ya da yorucu olmayan, kolay"; D'de "önemli olmayan"; E'de "etkili ve zorlu olmayan" yan anlamlarıyla kullanılmıştır.
Örnek cümlede geçen "ağır" karşıtı olan "hafif" sözcüğü, "tartıda ağırlığı az gelen" anlamındadır. Sözcüğün bu temel anlamı C seçeneğinde verilmiştir.
YANIT : C
4. SESTEŞLİK (EŞ SESLİLİK)
Yazılışları ve söylenişleri aynı olan ancak aralarında anlam ilgisi kurulamayan sözcükler arasındaki ilişkidir. Bu ilişkiyi oluşturan sözcüklere "eş sesli" ya da "sesteş" sözcükler denir.
düş: rüya
düş : düşmek eyleminin kökü
sır: GİZ
sır : bazı maddelerin dış yüzeyine kaplanan emaye
ÖRNEK:
"Yüzünün bu kadar güzel olduğunu fark etmemiştim. " cümlesindeki "yüz", "çehre" anlamındadır.
"Sınavdan yüz aldığını duyunca çok sevindi." cümlesindeki "yüz" sözcüğü ile yazılış ve söylenişleri aynı olmasına karşın, anlam yönünden farklıdır.
UYARILAR
*Sesteşlik, aynı türden sözcükler arasında görülebileceği gibi, ayrı türden sözcüklerde de görülebilir:
yüz - : batmadan suyun yüzeyinde ya da içinde bulunmak
yüz- : derisini soymak
*Çok anlamlılık ile eş seslilik birbirine karıştırılmamalıdır. Çok anlamlı öğelerin anlamları arasında mutlaka bir ilgi vardır. Eş sesli öğelerin ses değeri aynıdır; ancak anlamları arasında hiçbir ilgi yoktur:
ekmek : undan yapılan yiyecek
ekmek : toprağa tohum atmak
Sözcüklerinin eş sesli mi çok anlamlı mı olduğunu şu cümlelerdeki anlam ilgilerine bakarak belirleyelim:
I.Bu yıl tarlaya buğday ekmek istedi. (toprağa tohum atmak)
II.Bir dilim ekmeğe muhtaç kaldık. (undan yapılan yiyecek)
III.Ben daha ekmek yemedim. (yemek)
İkinci ve üçüncü cümlelerdeki "ekmek" sözcükleri arasındaki ilişki, çok anlamlılık; bu iki cümledeki ile birinci cümledeki "ekmek" sözcüğü arasındaki ilişki ise, eş sesliliktir.
*Eş sesli sözcüklerle kökteş sözcükler birbirine karıştırılmamalıdır.
*Yazılışları bugün aynı gibi görünmelerine karşın, söylenişleri farklı olan;
alem—âlemaşık—âşık
kar—kârrakip—rakip
yar—yârhakim—hakim
adem—âdemhala—hâlâ
gibi sözcükler eş sesli değildir.
ÖRNEK SORU
Aşağıdaki altı çizili sözcüklerden hangisinin sesteşi yoktur?
A)Bahçendeki gül olsam
B)Gözündeki nem olsam
C)Yüzündeki ben olsam
D)Elindeki saz olsam
E)Dilindeki söz olsam
ÇÖZÜM:
A'da gül : gülmek,gül: çiçek
C'de ben : kişi zamiriben: vücuttaki siyah nokta
D'de el: yabancı,el: tutma organı
E'de dil : dilmekdil : tatma organı
şeklinde A, C, D, E seçeneklerindeki sözcüklerin eş seslisi vardır.
B'de verilen "göz" sözcüğü çok anlamlı bir sözcük-
tür, sesteşi yoktur.YANIT : B
tür, sesteşi yoktur.YANIT : B
SÖZCÜKLERDE ANLAM DEĞİŞMELERİ
A)ANLAM DARALMASI
Bir sözcüğün anlamlarından bazılarını zamanla yitirmesi ya da anlattığı nesnenin, kavramın bir bölümünü, bir türünü karşılar duruma gelmesidir.
Uygur metinlerinde ve Orhon Yazıtlan'nda "oğlan" sözcüğü, "çocuk" anlamında hem kız hem erkek için kullanılırken, bugün bu sözcük yalnız erkek çocuk için kullanılmaktadır.
Eski metinlerde ve bazı Türk lehçelerinde "mal, servet" anlamında kullanılan "davar" sözcüğü, bugün halk ağızlarında "koyun, keçi, büyükbaş hayvan" anlamında kullanılarak anlam daralmasına uğramıştır.
Eski Türkçede "dirilmek" sözcüğü hem "yaşamak" hem de "öldükten sonra canlanmak" anlamında kullanılmaktaydı. Bugün bu sözcük yalnızca "öldükten sonra canlanmak" anlamında kullanılmaktadır. Ancak bugün "diri' ve "dirlik" sözcükleri "yaşamak" anlamının işaretleridir.
B)ANLAM GENİŞLEMESİ
Bir sözcüğün yeni bir anlam kazanması olayına "sözcükte anlam genişlemesi" denir. Anlam genişlemesi yoluyla sözcükler "çok anlamlı" olmaktadır.
Türkçede "düz ve açık yer" anlamında kullanılan "alan" sözcüğü daha sonra "iş, meslek, araştırma, inceleme" anlamlarında da kullanılmıştır.
Şehirde birçok alan park yeri olarak düzenleniyor. (düz ve açık yer)
Sosyal bilimler alanında yeni çalışmalar yapılmıyor, (bir bilim dalı)
Bunu kimya öğretmeninize sorun, onun alanıdır. (bir kimsenin yetkin olduğu konu)
Yine "dal" sözcüğü, "Ağacın gövdesinden ayrılan kollardan her biri" anlamının dışında "branş" anlamını kazanarak "bilim dalı", "sanat dalı" gibi kullanımlara olanak tanımış (Anlam genişlemesine uğramıştır.).
Uzun atlama dalında yarışacak sporcular belirlendi, (spor branşı)
Fen Fakültesinin ana bilim dalları: fizik, kimya, biyoloji, (bilim branşı)
C) BAŞKA ANLAMA GEÇİŞ
Bir sözcüğün eski anlamından tümüyle farklı, yeni bir anlam kazanmasıdır.
Sözcüğün daha önceki anlamı unutulur; artık sözcük yeni bir kavramı anlatır duruma gelir.
Örneğin "yufka" sözcüğü başlangıçta "ince, dayanıksız" anlamında iken, sözcüğün bu anlamı unutulmuş"ince açılmış hamur"u anlatır duruma gelmiştir.
Farsçada "canlı, mahlûk"anlamındaki"canavar" sözcüğü, bu anlamını yitirerek "cana kıyan, vahşi yaratık"anlamını kazanmıştır.
Yine "yavuz" sözcüğü, eskiden "arsız, edepsiz" anlamını taşırken günümüzde "cesur, güçlü" anlamını kazanmıştır.
1."Söylemek" sözcüğü, aşağıdaki cümlelerin
hangisinde "bir düşünceyi ileri sürmek" anla-
mında kullanılmıştır?
hangisinde "bir düşünceyi ileri sürmek" anla-
mında kullanılmıştır?
A)Şimdi size yarın gelirken getirmeniz gerekenleri söylerler.
B)Onun bir yalancı olduğunu söyleyemezsiniz.
C)Başka bir şehre taşındıklarını sana kim söyledi?
D)Şimdilik sabrediyorum, bir şey söylemiyorum.
E)Ben de o anda ağzıma geleni söyledim.
2.Aşağıdaki altı çizili sözcüklerden hangisi"doğru" sözcüğünün eş anlamlısı değildir?
A)Gerçekleri öğrenmek onu rahatsız edecek.
B)Akşama yakın caddede bir telaş başlar.
C)İyiyi, kötüden ayırabilirim sanıyordu.
D)Böyle dürüst insanlar kalmadığını düşünüyorum.
E)Bu yoldan düz giderseniz aradığınız evi bula-
bilirsiniz.
bilirsiniz.
3.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "tutmak"sözcüğü, "Avukat tutmamız gerekiyor." cümle-
sindeki anlamıyla kullanılmıştır?
sindeki anlamıyla kullanılmıştır?
A)Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım.
B)iki yalanını tuttum, hiç yüzü kızarmadı.
C)O, şimdi çoktan evin yolunu tutmuştur.
D)Yazı geçirmek için burada bir ev tuttum.
E)Balzac, en tuttuğum romancılardan biridir.
4."Ben gidersem adım kalır
Dostlar beni hatırlasın."
Dostlar beni hatırlasın."
Bu dizelerdeki "gitmek" sözcüğünün eş anlamlısı aşağıdaki cümlelerin hangisinde vardır?
A)Haberi alınca hemen olay yerine gitti.
B)Babam da kalp krizinden gitmişti.
C)Bu kadar para nereye gitti?
D)Bu yemeğe yarım kilo yağ gitmez.
E)Bu ayakkabı ona en fazla bir yıl gider.
5.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde mecaz an-
lamlı sözcük kullanılmamıştır?
lamlı sözcük kullanılmamıştır?
A)Böyle çarpık düşüncelerden kurtulmalısın.
B)Dünkü maçta takımı tek başına sürükledi.
C)Düşündüğün kadar da kör değil, her şeyi anlıyor.
D)Yaşamını bir düzene koymanın zamanı geldi.
E)Bu adamlara paçayı kaptırırsan kurtulamazsın.
6.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "tatlı" söz-
cüğü, hem gerçek hem mecaz anlamıyla kul-
lanılmıştır?
cüğü, hem gerçek hem mecaz anlamıyla kul-
lanılmıştır?
A)Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.
B)Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım.
C)Tatlı diliyle herkesin gönlünü kazandı.
D)Böyle tatlı kazancı bırakıp da gidemez.
E)Akşama yoğurt tatlısı isterim, dedi.
7.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "duyarlı''sözcüğü yerine "duygusal" sözcüğünün kulla-
nılması gerekir?
nılması gerekir?
A)Yargıç, duyarlı davrandığı için bu haksız kararı verdi.
B)Çevre kirliliğine karşı gösterdiği duyarlılık herkese örnek oluşturuyor.
C)Aşırı duyarlılık kişiyi zaman zaman mutsuz ediyor.
D)Böylesine duyarlı bir konuda tartışmak istemiyorum.
E)Duyarlı araçlarla çalışırken dikkatli olmak ge-
rekir.
rekir.
8.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "karşılamak"sözcüğü "karşılık olmak" anlamında kullanıl-
mıştır?
mıştır?
A)Şafağı ve doğan günü adalarla, denizle ayakta karşıladık.
B)Bu konudaki dikkatsizliğimi hoşgörüyle karşıladı.
C)Beni nasıl karşılar, bu kırgınlıktan sonra, bilmiyorum.
D)"Küsmek" sözcüğü her zaman "darılmak" sözcüğünü karşılamaz.
E)Size verdiğim bu ilaç sıtmayı karşılar.
9.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "çıkarmak"sözcüğü, "Hasta kışı çıkaramadı." cümlesinde-
ki anlamıyla kullanılmıştır?
ki anlamıyla kullanılmıştır?
A)Elimizdeki parayla bu ayı nasıl çıkaracağız?
B)Eve gidip öfkesini çocuklardan çıkardı.
C)Yine kendini haklı çıkarmaya çalışıyorsun.
D)Ben bu sözden bir şey çıkaramadım.
E)Bu yaz kitap çıkarmaya hazırlanıyor.
10.I. Sana elin elinden bir şey alınmaz demiştim.
II.Bu konuya da el attılar.
III.Elini her gün hastanede sardırıyor.
IV.Bu ay eli genişledi.
"El" sözcüğü, yukarıdaki cümlelerde hangi anlam özelliği ile kullanılmamıştır?
A) Deyim anlamıB) Temel anlam
C) Mecaz anlamD) Eşseslilik
E) Terim anlamı
11. I. Portakalın üstü çok pürtüklü olur.
II. Çocuk üstünü çamur etmiş.
III. Paranın üstünü kendisine verdim.
IV. Bu işi üstüne almak istemedi.
V. Üstünde çok para taşır.
Yukarıdaki cümlelerde "üst" sözcüğü, kaç
farklı anlamda kullanılmıştır?
A) 1 B) 2 C) 3 D) 4 E) 5
12. Bakıyorum yüreği güneş dolu
Alnı ak
Ne dilinde iğne
Ne sözlerinde yalan
Gülüşleri, gözyaşları sıcak
Yukarıdaki dizelerde altı çizili sözcüklerden hangisi gerçek anlamıyla kullanılmıştır?
A) güneş B) ak C) iğne
D) yalan E) sıcak
13. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "dünya" sözcüğü temel anlamıyla kullanılmıştır?
A) Bunca yoksulluk karşısında bütün dünya utanç duymalı.
B) O güne kadar bilmediğim bir dünyayı tanıdım.
C) Edebiyat dünyasına büyük bir yenilik getirdi.
D) Dünyayı bir uçtan bir uca dolaşmak gezginlerin en büyük arzusudur.
E) Çocuğun dünyasında en önemli yeri anne ve baba alır.
14. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "daha" sözcüğü, "Bir saat daha bekleyeceğiz." cümlesindeki anlamıyla kullanılmıştır?
A) Bu ev, eski evimizden daha geniş,
B) Biraz daha tatlı alabilir miyim?
C) Havalar daha iyice ısınmadı,
D) Bundan daha iyisi can sağlığı.
E) Toplantıya daha kimse gelmedi.
1019)Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "iyi" sözcüğü , "Bu yıl Ankara'ya iyi yağmur yağdı"cümlesindekiyle aynı anlamda kullanılmıştır?
A)Bence bu ev sizin için iyidir.
B)Sizlere iyi bir haber vereceğim.
C)Pazarda iyi elma yoktu, onun için almadım.
D)Bu ilaç mide ağrılarına iyi gelir.
E)Arkadaşınız kitap satışından iyi para kazandı.
20.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde "birden" sözcüğü farklı anlamda kullanılmıştır?
A)Dışarıya çıktık, yağmur birden başladı.
B)Sahnedeki oyuncunun sesi, birden kesiliverdi.
C)Hepsi birden konuşuyor, hiçbir şey anlaşılmıyor.
D)Birden içeri girdi ve öğretmen geliyor, dedi.
E)Bulunduğumuz odanın kapısı birden açılınca korktuk.
21.Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcükler anlamca birbirine en yakındır?
A)Nitelikli insan yetiştirmek kaliteli eğitimle mümkündür.
B)Toplum yaşamını zenginleştiren öğelerin başında geçmişi bilme, geçmişi değerlendirme gelir.
C)Halk çoğunluğunun diliyle kitapların dili arasındaki ayrılığın göze battığı yerde ulusal kültür gelişemiyor demektir.
D)Sanat ürünü, içerikle biçimden örülmüş bir birleşim, bölünmez bir bütündür.
E)Her insan duvar, düşünür ve etrafında olan-
ları fark eder.
ları fark eder.
22.Edebiyat dünyası bir çınarı daha kaybetti. Vedat Günyol hayata veda etti. Cenazede tanınmış kalemler sanatçıyı kaybetmenin üzüntüsünü yüreklerinde duyarak; fakat onu tanımanın sevinciyle, onuruyla onu son yolculuğuna uğurladı.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisi yoktur?
A)İstiare (Deyim Aktarması)
B)Mecaz-ı Mürsel (Ad Aktarması)
C)Yansıma sözcükler
D)Güzel adlandırma
E)Karşıt anlamlı sözcükler
CEVAP ANAHTARI :
1.B 2.C 3.D 4.B 5.D 6.B 7.A 8.D 9.A 10.E 11.E 12.D 13.D 14.B 15.A 16.B 17.C 18.A 19.E 20.C 21.A 22.C
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder