17 Mart 2013 Pazar

GAZNELİ DEVLETİ



(963 – 1187)

Siyasi Tarih

-Kurucusu Alp Tekin’dir.

-Devleti'nin önemli şahsiyetlerinden Horasan kumandanı Alp Tigin (Alptegin), 961'de Vezir Ali Muhammed Bel'ami ile birleşerek kendi adayını zorla Samani tahtına oturtmak istediğinde başarısızlığa uğrar. Böylelikle Gazne Devleti'nin temeli atılmış olur.

-Gazneliler Devleti sadece Alptegin'in beraberinde getirdiği Türk askerlerine dayanmaktadır.

-Hanedanlık, Gazneli Mahmud zamanında altın çağını yaşar (997-1027).

-Başarılı bir komutan olarak bilinen Gazneli Mahmud sadece ülkenin topraklarını genişletmekle kalmaz aynı zamanda Gaznelilerin çoğunu da Müslüman yapar.

-Gazneli Mahmut'un oğlu olan I. Mesut'un tahta gelmesiyle hanedanlık geriler.

-Dandanakan Savaşı'yla da Selçuklular ülkenin büyük bir bölümünü ele geçirirler.

-Gazneliler devleti tarîhî kaynaklarda Yeminiler ve Sebüktiginler olarak geçer.


 Alp Tigin Dönemi

-Samanoğulları'nın Horasan valisi olan Alp Tigin tarafından Samanoğulları yönetimi tanınmayarak Gazne bölgesinde kurulan bir Türk-İslam devletidir.

-Gazneliler tam bağımsız olamamışlar, tam olarak siyasi ve askeri faaliyetlerde bulunamamışlardır.


 Sebük Tigin Dönemi

-Sebük Tigin döneminde devlet tam bağımsız hale gelmiş ve hükümdarlık saltanat haline dönüşmüştür.

-Devletin sınırları Afganistan ve Pakistan'a kadar genişlemiştir.

-Hindular İslamiyet ile tanışmışlardır .


 Gazneli Mahmut Dönemi

-Gaznelilerin en geniş sınırlarına ulaşmıştır.

-Gazneli Mahmut, 999'da Karahanlılar'dan da yardım alarak Horasan'ı fethetmiş ve Samanoğulları Devleti'ne son vermiştir.

-Gazneli Mahmut 1001-1027 yılları arasında Hindistan üzerine 17 sefer düzenlenmiştir.

Bu seferler;

-Hindistan’ın yer altı ve yer üstü zenginliklerini ele geçirmek,

-Hindistan’da İslamiyet’i yaymak,

-İslam dünyasının lideri olmak amacıyla yapılmıştır.

-Bu dönemde ülke sınırları Ganj nehrine kadar genişlemiş,

-Hindistan içlerinden kaynaklar sağlanmıştır, devletin ekonomisi güçlenmiştir.

-1017 yılında Harezm bölgesi de devlet sınırları içine katılmıştır.

-Gazneli Mahmut Abbasi halifesini Şii Büveyhoğullarına karşı korumuş; halife, Gazneli Mahmud’a Sultan unvanını vermiştir.

-Bu tarihten sonra Türkler, Sünni İslamiyetin savunucusu konumuna gelmişlerdir.

-Sultan unvanını kullanan ilk Türk hükümdarıdır.

-Selçuklular'ın büyük güç olacağını önceden sezmiş, Aslan Yabgu'yu esir alarak bunu engellemeye çalışmıştır.

-Gazneli Mahmud döneminde askeri alanda önemli bir yenilik olarak filler orduda kullanılmaya başlanmıştır.


Selçuklular ile mücadele ve Yıkılış

-1040 Dandanakan savaşı sonunda ağır yenilgi alan Gazneliler Devleti 1187 yılında Afganlar (Gurlulardan olan Sultan Giyasuddini Guri)   tarafından yıkılmıştır.

-Tarihçilere göre Gazneliler Türklerin kurduğu çok uluslu devletlerin ilkidir.

-Devletin çökmesinde bu çok uluslu yapı da önemli rol oynamıştır.


 Gazne Sultanları

Alp Tigin (961 - 962)

Ebu - İshak İbrahim (962 - 965)

Bilge Tigin (965 - 971)

Piri Tigin (971 - 976)

Sebük Tigin (976 - 996)

İsmail (996 - 997)

Gazneli Mahmud (997 - 1030)

Celalu'd - Devle ve Cemalu'l-Ebu -Ahmed Muhammed 1030 - 1041)

I.Sultan Mes'ud (1030 - 1040)

Sultan Mevlud (1040 - 1048)

II.Sultan Mes'ud (1048 - 1049)

Sultan Ali (1049 - 1051)

Sultan Abdürreşid (1051 - 1052)

Sultan Tuğrul (Mütegallibe) (1052 - 1053)

Sultan Ferk-Zad (1053 - 1059)

Sultan İbrahim (1059 - 1099)

III. Sultan Mes'ud (1099 - 1115)

Sultan Şir-Zad (1115 - 1116)

Sultan Arslan - Şah (1116 - 1117)

Sultan Behram-Şah (1117 - 1152)

Sultan Husrev-Şah (1152 - 1160)

Sultan Husrev-Melik (Melik Şah) (1160 - 1187)


Egemenlik Alanı

-Zafer kuleleriMavera-ün'nehir'den Ganj boylarına, Hindistan içlerine; Hazar kıyılarından Pamir yaylalarına kadar uzanan bölgeler. (4.700.000 km2)


Gazneli Kültürü

-Gaznelilerde resmî dil Farsça olmasına rağmen orduda ve sokakta Türkçe kullanılmaktaydı.

-Gazneliler Samanoğullari gibi Farsçaya ve İran kültürüne adapte olmuşlar ve farsça edebiyatı desteklemişler.

-Gaznelilerin sarayında ünlü Farsi yazarları büyük edebiyat eserleri yazmışlar. Bunların arasında Şehname’nin yazarı Firdevsi ve al-Biruni vardir.

-İran tarihçileri Gaznelileri kendi kültürlerine mal etmeye çalışmaktadırlar. Bugün Gazne şehrinde Gazne sultanlarından kalan "Zafer kuleleri" vardır.

-Gaznelilerin Türk ve Dünya Tarihine katkıları. Bugünkü Pakistan, Bangladeş yani Hindistan Müslümanlarının İslamlaşmasını sağlayan ülkedir.

-Hindistan içlerine kadar Müslümanlığı götürmüşlerdir.

-Yukarıdaki iki maddenin gerçekleşmesinde Gazneli Mahmut'un Hindistan’a yaptığı 17 sefer en önemli etkenlerdendir.

İran Tarihi

İran Tarihi
M.Ö. 3000 yıllarından beri İran biliniyordu. Bilinen en eski imparatorluk Elamlıların M.Ö. 1100-600 yıllarında kurdukları imparatorluktur. Elamlıların yerine Medlerin kurmuş oldukları imparatorluğu Persli Keyhüsrev M.Ö. 550 yılında yıkmış ve Anadolu’nun büyük bir bölümü dahil olmak üzere egemenliği altına almıştır. İskender komutasındaki Yunanlılar M.Ö. 330 yıllarında bütün İran topraklarını ele geçirdiler. Bundan sonra İran topraklarında Parthların ve Sasanilerin egemenliği devam etmiştir.

Sasanilerin çöküşü İslam ordularının İran’ı ele geçirmeleriyle olmuştur. Hazret-i Ömer devrinde İran üzerine birçok seferler düzenlenmiştir. Akın akın İran içlerine giren İslam orduları, Âzerbaycan, Taberistan, Cürcan, Rey, Kumis, Karvin, Zencan, Hemedan, İsfahan ve Horasan’ı fethettiler. Hazret-i Ömer’in ölümünden sonra İran’da bazı karışıklıklar meydana geldi. Hazret-i Osman bunun üzerine askeri birlik göndererek isyanları bastırdı ve elebaşılarını cezalandırdı. Böylelikle İslam hakimiyeti, İran’da devamlı sağlanmış oldu. 

Hicri sesekizinci asrın başında Safiyyüddin Erdebili hazretlerinin soyundan gelenler İran’da Sünni bir tarikat kurdular. Onun adına nisbetle bu tarikata Safeviyye adı verildi. Osmanlı sultanları, İslamiyete hizmet eden bu tarikat mensuplarına pek çok ihsanlarda bulundular. Ancak Hoca Ali’den itibaren bu yolun mensupları arasında Eshab-ı kiram düşmanlığı yayılmaya başladı.

Daha sonra tarikatın başına geçen Şeyh İbrahim, aşırı Şii görüşlerini benimsedi. Bundan sonra tarikatin başına Şeyh Haydar geçti. Şeyh Haydar’ın ölümünden sonra oğlu Şah İsmail taç giydi. Şah İsmail, velinimeti olan Akkoyunlular Devletini yıkarak, İran’da Safevi Hanedanını kurdu. Bunun zamanında Şiilik, devletin resmi dini oldu. Bu dönemde ********n en büyük meselelerini Osmanlılarla savaşmak teşkil etti.

1514 yılında Çaldıran’da Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail’i ağır bir hezimete uğrattı ve Tebrizi fethetti. Şah İsmail’in ölümünden sonra tahta geçen oğlu Tahmasb zamanında İran bütünüyle Osmanlıların eline geçti.

Safevi Sülalesinin çöküşü Şah İkinciAbbas’ın hükümdar olduğu döneme rastlar. Yıkılışın ilk belirtisi Kandehar’daki Afganlı Mir Veys’in 1709 yılında isyan ederek başarı sağlaması oldu. Bundan sonra Afganlılar sık sık İran üzerine askeri seferler düzenlediler. Fakat hiçbir zaman İran’a tamamen sahip olamadılar. 1729’da Safeviler yeniden yönetimi ele geçirdiler. Fakat bu sefer de Rus Çarı Deli Petro öteden beri gerekli ticaret yollarını açabilmek için İran’a göz dikmiş durumdaydı.

Osmanlılar da İran’ın Rusların eline geçmemesi için İran üzerine bir sefer düzenledi. Osmanlılarla Ruslar arasında bir savaş tehlikesi belirdi, ama sanıldığı gibi olmayarak iki devlet anlaşarak, İran’ı aralarında pay ettiler. Bu anlaşma uzun sürmedi. Tahmasb kuzeydoğu İran’da bir ordu toplamaya çalışıyordu. Çar Petro, tahtın Safevi Sülalesine geçmesini uygun karşılayacağını açıklamıştı. Ama bütün bunlar Safevi Sülalesinin tahtı ele geçirmesine yetmedi.

Nadir Şah ile birlikte İran üzerinde Afşar soyunun egemenliği başlamaktadır. Ancak bu da uzun sürmedi. Nadir Şah’ın öldürülmesinden sonra bir iktidar boşluğu meydana gelmiş ve bundan sonra üç ayrı rakip taht için ortaya çıkmıştır. Bunlar: Zendler, Afganlılar ve Kaçarlardır. Bunlardan Zendlerin yönetimi 40 seneye varmayacak derecede kısa bir zaman diliminde oldu. Bundan sonra ülke yönetimi 1925 yılına kadar Kaçarların elinde kaldı. 

1925-1979 yılları arasındaki dönem ise Pehlevi sülalesinin İran tahtında bulunduğu dönemdir. Pehlevi sülalesinin İran tahtında bulunduğu süre içinde geçen en buhranlı dönem İkinci Dünya Savaşı yıllarıdır. 1938 yıllarından sonra İran’da Alman tesiri şiddetli bir şekilde kendisini hissettirmeye başlamış, bunun neticesinde İran’da pek çok Nazi-Almanyasının teknisyenlerinin bulunması, başta İngiltere olmak üzere müttefik devletleri tedirgin etmiştir.

Bununla başlayan gerginlik, 1952 senesinde İran’ın İngiltere ile diplomatik ilişkilerini kesmesine kadar ilerledi. İran başbakanlarından Musaddık’ın yönetimin başında bulunduğu dönemlerde İran Komünist Partisi olan Tudeh’e büyük tavizler vermesi ve bunları batıya karşı koz olarak kullanmaya çalışması, memlekette huzursuzluklar meydana gelmesine sebep oldu. Bunun üzerine Şah, Musaddık’ı başbakanlıktan azlederek yerine General Zahid’i tayin etti. 

1963 yılında Şah “Beyaz Devrim” adı altında ülkede büyük çapta ekonomik ve sosyal reformlar yapmıştır. Her geçen gün artan petrol gelirleri ve özellikle ülke savunması için yapılan büyük harcamalar, İran’ı Ortadoğu’da özellikle askeri bakımdan söz sahibi ülkeler arasına getirmeye başlamıştı. Bu zamanda Fransa’da sürgünde bulunan İranlı Şii lider Humeyni, ülkede Şii inancının hakimiyetinden istifade ederek, çoğunlukta olan Şiileri etrafında topladı.

İçten ve dıştan yapılan pek çok mücadeleler neticesinde Humeyni İran’a hakim oldu. Şah ailesi İran’ı terketti ve memleket Şii inancı ile idare edilmeye başlandı. 1979 yılında İran İslam Cumhuriyeti adını alan ülkede binlerce Şii inancında olmayan İranlı, devlet aleyhtarlığı ile suçlanarak sorgusuz sualsiz kurşuna dizildi.

Humeyni idaresindeki İran, Irak ile 22 Eylül 1980’de harbe başlamış ve bu harpte yüzbinlerce İranlı ölmüştür. 20 Ağustos 1988’de Ateşkes ilanı ile savaş durdu. Âyetullah Humeyni’nin 1989’da ölmesi üzerine aynı yılın Ağustos ayında yerine cumhurbaşkanı Ali Hameney, Hameney’in yerine de meclis başkanı Haşimi Rafsancani Cumhurbaşkanı seçildi.

Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgal etmesi üzerine, İran’ın barış şartlarını eksiksiz kabul ettiğini açıkladı. Böylece l980’da başlayan savaş 1990’da barış anlaşması ile neticelendi ve iki ülke arasında diplomatik ilişki yeniden kuruldu.

15 Mart 2013 Cuma

Cümlenin Ögeleri - Türkçe Konu anlatım


Bir duygu, düşünce veya durumu tam olarak anlatan sözcük ya da söz öbeklerine cümle denir. Şimdi birbirini tamamlayan öğeleri inceleyecegiz.

Bir cümlenin oluşması için en önemli şart, kip ve şahıs bildiren bir unsurun bulunmasıdır. Yani eğer cümle içinde herhangi bir söz, haber veya dilek kiplerinden herhangi biriyle çekimli halde bulunuyorsa o, bir yargı bildiriyor demektir. Yargı bildirmek ise cümle olmanın en önemli koşuludur. Şahıs bildirmek, cümle olmak için her zaman gerekli değildir.

Cümlede bulunabilecek öğeler, , özne,  ve tümleçlerdir. Bunların özelliklerinin neler olduğunu şimdi ayrı ayrı görelim.

Edat Cümleci
Çıkmış sorularda, seçeneklerde bile olsa,  tümleci adının geçtiği görülmemiştir. Ancak bazı soruların çözümünde yardımcı olduğu söylenebilir. Eğer seçeneklerde “ tümleci” adı geçmiyorsa, siz “ tümleci” olarak gördüğünüz söz öbeklerine zarf tümleci de diyebilirsiniz.

Yüklemin ne ile, kimin ile, hangi amaçla, yapıldığını gösteren söz öbeklerine edat tümleci denir.

“O, bütün yazılarını, dolma kalemle yazar.”

“Bu araştırmayı arkadaşlarıyla yapmış.”

“Bu yemekleri sizin için hazırladım.”

cümlelerindeki altı çizili söz öbekleri edat tümleci sayılır.

Cümle içinde her söz, cümlenin bir öğesi durumunda değildir. Yükleme sorulan sorulara cevap vermeyen söz veya söz öbekleri cümle dışı unsur sayılır. Örneğin aşağıdaki cümleyi öğelerine ayıralım.

“Ahmet, sana defalarca geç kalmamanı söylemedim mi?”

Dolaylı T. Zarf Nesne Yüklem

Görüldüğü gibi “Ahmet” sözü cümlede yükleme sorulan herhangi bir soruya cevap vermiyor yani cümle dışı unsurdur.

Yüklem

Cümlede kip ve zaman bildirerek yargıyı ortaya koyan temel unsurdur. Tek başına cümle özelliği gösterir. Diğer öğeler yüklemin tamamlayıcı öğeleridir.

Cümlede yüklemi bulmak için herhangi bir öğeye soru soramayız. Onu çekimli durumda bulunan sözcüklerden anlarız.

Örneğin;

“Biliyorum” sözü “bilmek” eyleminin şimdiki zamanla çekimlendiğini gösteriyor. Öyleyse yargı bildiriyor demektir. Dolayısıyla bir cümledir.

“Biraz önce gelen çocuk, kapıcının kızıydı.”

cümlesindeki altı çizili söz isim tamlaması olduğundan;

“O, eskiden, yaramaz bir çocuktu.”

cümlesindeki altı çizili söz sıfat tamlaması olduğundan birbirinden ayrılmaz ve birlikte yüklem olur.

Özne
Cümlede yüklemin bildirdiği işi, hareketi yapan ya da oluş içinde bulunan öğedir. Cümlenin temel öğesidir. Ancak her cümlede bulunmak zorunda değildir.

Cümlede özneyi bulmak için yükleme “kim” ve “ne” sorularını sorarız. Ancak özellikle “ne” sorusu, nesneyi bulmak için de sorulduğundan, biz özne sorusunu yükleme değişik biçimde sorarız.

Örneğin;

“Öğretmen soruyu bana sordu.”

cümlesinde “sordu” yüklemdir. Özneyi bulmak için yükleme “Soran kim?” diye soruyoruz. Cevap olarak “Öğretmen” geliyor. Öyleyse cümlenin öznesi bu sözcüktür.

Cümlede özne yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi, açık olarak verilebileceği gibi, yüklemin çekiminden de çıkarılabilir. Cümlede olmayan, yüklemdeki şahıs eklerinden anlaşılan bu tür öznelere “gizli özne” adı verilir.

“Sana bu kitabı iki günlüğüne verebilirim.”

cümlesinin yüklemi “verebilirim” sözüdür. Özneyi bulmak için “Veren kim?” diye soruyoruz, “Ben” cevabı geliyor; ancak bu söz cümlede yok, biz bunu yüklemin bildirdiği şahıstan çıkarıyoruz. Öyleyse bu cümlenin öznesi gizli öznedir. Bu özne cümlede var olan öğelerden biri sayılmaz. Yani “Geldim.” cümlesinde öznenin “ben” olduğu görülse bile bu cümle sadece yüklemden oluşmuş sayılır.

Her cümlede özne bulunmaz. Yani eylemi yapan bazen belli değildir.

“Kasabaya bu yoldan gidilmez.”

cümlesinde “Gidilmeyen ne, gidilmeyen kim?” gibi sorulara cevap alınmaz. Öyleyse cümlenin öznesi yoktur.

Nesne
Cümlede yüklemin bildirdiği işten etkilenen öğedir. Yükleme sorulan “kimi, neyi, ne” sorularına cevap verir.
Nesneler hal ekini alıp almamalarına göre iki grupta incelenir.
Nesne görevinde bulunan söz, “-i” hal ekini almışsa, nesneye belirtili nesne denir.
“Çiçekleri annesine verdi.” cümlesinde “Çiçekleri” nesnesi “-i” hal eki aldığından belirtili nesnedir.
Nesne görevinde bulunan söz “-i” hal ekini almamışsa nesne, belirtisiz nesnedir.
“Annesi için çiçek topladı.”cümlesinde “çiçek” nesnesi bu eki almamış ve belirtisiz nesne olmuştur.

Dolaylı Tümleç
Yüklemin yöneldiği, bulunduğu, çıktığı yeri gösteren öğedir. Yükleme sorulan “-e”, “-de” ve “-den” hal eklerini alan sorulara aynı ekleri alarak cevap veren sözcük ya da söz öbekleri dolaylı tümleç görevinde bulunur. Soruların ve cevapların aynı ekleri alması zorunluluğu bunun diğer öğelerle karışmasına engel olur. Bunu örneklerle açıklayalım.

“Elindeki kitap ve defterleri bana verdi.”

cümlesinde altı çizili öğeyi bulabilmek için yükleme “kime” sorusunu soruyoruz. Soru da cevap da aynı eki almış. Öyleyse “bana” sözü dolaylı tümleçtir.

“Sizinle ancak yaza görüşürüz.”

cümlesinde altı çizili sözcük de “-e” hal ekini almıştır. Ancak bu öğeyi bulmak için yükleme “ne zaman” sorusunu soruyoruz. Görüldüğü gibi soru hal eki almadan soruluyor. Öyleyse bu, “-e” hal eki almış olmasına rağmen dolaylı tümleç değildir.

“Kimseye sormadan dışarı çıktı.”

cümlesinde ise altı çizili öğeyi bulmak için yükleme “nereye” sorusunu soruyoruz. Bu durumda soru, “-e” hal eki almış, ancak “dışarı” sözü aynı eki almamış. Öyleyse buna da dolaylı tümleç diyemeyiz.

Görüldüğü gibi sorular ve cevapların aynı ekleri alması koşulu, birbiriyle karışan öğeleri ayırt etmemizi sağlıyor.

Aynı durumu “-de” ve “-den” eklerinde de görebiliriz.

“Beni sınıfta iki saattir bekliyormuş.”

cümlesindeki altı çizili öğeyi cevap olarak almak için, yükleme “nerede” sorusunu soruyoruz. Öyleyse bu öğe dolaylı tümleçtir.

“Hepimiz iki saattir ayakta bekliyoruz.”

cümlesinde ise altı çizili öğeyi bulabilmek için yükleme “nasıl” sorusunu sormamız gerekiyor. Görüldüğü gibi soru “-de” ekiyle sorulmamış. Demek ki öğe dolaylı tümleç değil.

“O, iki gün önce buradan ayrıldı.”

cümlesinde altı çizili öğe “nereden” sorusuna cevap vererek dolaylı tümleç olmuş.

“Senin de gelmeni yürekten isterdim.”

cümlesinde altı çizili öğe “nasıl” sorusuna cevap verdiğinden dolaylı tümleç değildir.

“Şu elmadan üç kilo verir misin?”

cümlesinde altı çizili öğeyi bulmak için “neyden” sorusunu yükleme soruyoruz. Cevap geldiğinden öğe dolaylı tümleçtir.

Hastalandığından gelmedi.”

cümlesinde altı çizili öğeyi ise “niçin” sorusuyla buluyoruz. Öyleyse bu, dolaylı tümleç değildir.

Örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Burada unutmamamız gereken, soruyla cevabın aynı ekleri (-e, -de, -den) almasıdır. Dolaylı tümleci bulduran soruları ezberlemek yerine, bunu kavramak daha avantajlı bir yoldur.

Zarf Tümleci

Yüklemin zamanını, durumunu, miktarını, yönünü, koşulunu vb. bildiren öğelerdir. Bunların her biri değişik bir soruyla bulunur.

Hava kararmadan köye inmeliyiz.”

cümlesindeki altı çizili zarf “ne zaman”;

Dosta düşmana muhtaç olmadan yaşamalıyız.”

cümlesinde altı çizili zarf “nasıl”;

“Aldığı notlar şaşılacak kadar yüksekti.”

cümlesindeki altı çizili zarf “ne kadar”;

“Tek bir söz bile söylemeden içeri girdi.”

cümlesindeki altı çizili zarf “nereye”;

Zamanımız kalırsa bir örnek daha çözeriz.”

cümlesindeki altı çizili zarf “hangi takdirde” sorularına cevap vermişlerdir. Yükleme sorulan bu sorulara cevap veren öğeler daima zarftır. Ancak burada “nereye” sorusuna dikkat etmeliyiz. Dolaylı tümleç konusunda da söylemiştik, bu soru dolaylı tümleci de buldurur. Ancak cevabın da aynı eki alması gerekir. Örnekteki “içeri” sözü ise bu eki almamıştır. Bu özelliği, yani hal eki almadan yön bildirme özelliğini yer-yön zarfları gösterir.

Cümleyi öğelerine ayırırken dikkat edilmesi gereken bir husus, azlık – çokluk zarflarının kullanımıdır.

“O, çok çalışkan bir öğrencidir.”

cümlesinde yüklem, altı çizili sözün tamamıdır. Çünkü “öğrenci” isimdir, “çalışkan” öğrencinin sıfatıdır. “çok” da çalışkan sıfatının zarfıdır. Dolayısıyla, “çok çalışkan bir öğrenci” sıfat tamlaması olduğundan bunlar birbirinden ayrılmaz. Oysa biz aynı cümleyi;

“O, çok çalışkandır.”

şeklinde kullansak, “çalışkandır” yüklem “çok”  olacaktır. Kısaca adlaşmış sıfatlar yüklem olduğunda, onun derecesini bildiren zarflar zarf tümleci olur. Çıkmış soruların birinde,

“Kafesteki kuşların tüyleri, şaşılacak kadar parlaktı.”

cümlesi verilmiş ve “şaşılacak kadar” öğesine zarf tümleci denmiştir.




Türkçe Ekler Konu anlatımı


Ekler

Sözcüklere eklenerek yeni sözcükler türeten yahut cümle içerisinde sözcüklere görev yükleyen anlamsız ses birliklerine “ek” denir.
Ekler, görevleri bakımından ikiye ayrılır:
1. Çekim eki
2. Yapım eki
1. Çekim Eki
Sözcüğe cümle içerisinde görev yükleyen, söz- cüğün anlamını değiştirmeyen eklerdir.
a. İsim Çekim Ekleri
Hâl ekleri
→ –i hâli (Belirtme Hâli) Sözcüğe işaret anlamı verir. Kapıyı gösterdi.
→ –e hâli (Yönelme Hâli) Yönelme anlamı verir. Kapıya yöneldi.
→ –de hâli (Bulunma Hâli) Bulunma anlamı verir.Evde kaldım.
→ –den hâli (Ayrılma Hâli) Ayrılma anlamı verir.Evden ayrıldım.

İbrahim, hâl ekleriyle ilgili haberi okumuştur. Gazetedeki cümlelerden birinden hâl ekinin bulun- madığını görüp bu cümleyi defterine yazacaktır.Buna göre, hangi cümleyi defterine yazmalıdır?
A) 1 B) 2 C) 3 D) 4

A seçeneğinde “huyun–dan”, B seçeneğinde “yanında”,D seçeneğinde “yarın–a”, sözcükleri hâl eki almışken C seçeneğinde hâl eki almış sözcük yoktur.
Yanıt C

“Ev” kelimesi, hangi cümlede hâl eki almamıştır?
A) Kuvvetli fırtınada bağ evi yıkıldı. B) Koltuk takımlarını evine taşıdı.
C) Evi, baştan aşağı yeniden boyadı. D) Evini değiştirmeye karar verdi.
1992 DPY

B seçeneğindeki “evine” sözcüğünde yönelm hâli vardır. C seçeneğindeki “evi” sözcüğünde belirtme hâli vardır; çünkü “–i” eki sahiplik bildir memektedir. D seçeneğindeki “evini” sözcüğün- de de belirtme hâli vardır. Fakat A seçeneğinde ki “evi” sözcüğündeki “–i eki sahiplik anlamı kat- tığı için iyelik eki olarak kullanılmıştır.
Yanıt A
Eşitlik eki (ce, –ca)
Eklendiği sözcüğün içerdiği kavrama “yakınlık” anlamı katar.
→ uzunca yol → uzuna yakın
→ genişçe oda → genişe yakın
Eşitlik eki “yakınlık” anlamı dışında farklı yan anlamlar da taşır.
– Bence her şey bitmiştir. → “Göre” anlamı taşır.
– Boyca benden kısaydı. → “Bakımından” anla- mı taşır.
– İnsanca davranmalısın. → “Gibilik, görelik” an- lamı taşır.
Tamlayan eki → (–ın, nın)
– kitabın sayfası
– kapı–nın kolu
İyelik eki
Eklendiği sözcüğe aitlik anlamı katar.
(Benim) kitap–ım → kitabım
(Senin) kitap–ın → kitabın
(Onun) kitap–ı Ş → kitabı
(Bizim) kitap–ımız → kitabımız
(Sizin) kitap–ınız → kitabınız
(Onların) kitap–ları → kitapları


Yukarıdaki tahtada bulunan cümlelerin hangisinde iyelik eki kullanılmamıştır?
A) 1 B) 2 C) 3 D) 4

2. cümlede “gözlerim” 3. cümlede “sözlerin” 4. cümlede “evleri” sözcüklerinde iyelik eki vardır.1. cümlede “yaptım” kelimesi bir eylemdir. İyelik ekleri isme eklenir. Dolayısıyla buradaki ek iyelik eki değildir.
Yanıt A

Altı çizili kelimelerin hangisinde iyelik eki yoktur?
A) Babam bana kalem aldı.
B) Annesi, Ayşe’yi yıkadı.
C) Kitabı okuyup bitirdim.
D) Evleri karşı tepededir.
1996 DPY–A

İyelik eki alan sözcükler sahiplik anlamı bildirir ve bu sözcüklerin başına “benim, senin, onun, bizim, sizin,onların” sözcükleri getirilebilir. Bu nedenle A seçeneğindeki “babam”, B seçeneğindeki “annem”, D seçeneğindeki “evleri” sözcüklerinde iyelik eki vardır. Fakat C seçeneğin- deki “kitabı” sözcüğü iyelik ekini değil, belirtme hâl ekini almıştır.
Yanıt C
Çokluk eki (–lar, –ler)
Sözcüklere çokluk anlamı veren ektir. Evler, köyler, gençler, hisler…

“–ler” çokluk eki “–gil” yapım ekinin yerine de kullanılabilir.
Aligil → Aliler
Annemgil → Annemler
Bu ek sözcüğe çokluk anlamının dışında başka anlamlar da katar.
Dağlar kadar derdi var.(Abartma)
Memlekette nice Mustafa Kemal’ler vardır. (Benzerlik)
Teyzemlere akşama gideceğiz.(Aile)
Türkler, tarihte birçok başarı elde etmiş.(Soy)
On sekiz yaşlarında görünüyordu. (Yaklaşıklık)

Kamyonun hareket etmesi için kasasındaki çok- luk eki kullanılmayan bölümün indirilmesi gerek- mektedir.Buna göre hangi bölüm indirilmelidir? 
A) 1 B) 2 C) 3 D) 4

A seçeneğinde “insanlar”, C seçeneğinde alçak- ları, ve D seçeneğinde “Hislerime” sözcükleri, çoğul eki almıştır; fakat B seçeneğinde çoğul eki almış bir sözcük yoktur. “Sular” sözcüğü, ise “sulamak” fiilinin geniş zaman çekimidir.
Yanıt B

“–ler,–lar” eki aşağıdaki cümlelerin hangisin- de eklendiği kelimeye “abartma” anlamı katmıştır?
A) Öğrencilik yıllarımız çok tatlı geçti.
B) Hasta çocuk, gece boyunca ateşler içinde yattı. C) Kırkpınar yağlı güreşlerine ünlü pehlivanlar da
katıldılar.
D) Koca koca adamlar, seslerini hiç çıkarmadılar.
1995 DPY

“–lar” eki A seçeneğinde çoğul anlamı katmıştır. C ve D seçeneklerindeki “–ler, –lar” ekleriyse isimlere gelip çoğul eki olarak, fiillere gelip şahıs eki olarak kullanılmıştır. B seçeneğindeki “ateş- ler” sözcüğündeyse “–ler” eki abartma anlamı katmıştır; çünkü hastanın ateşinin yüksek oldu-
ğu belirtilmek istenmiştir.
Yanıt B
İlgi Zamiri Eki
İlgi zamiri eki “ki”‘dir. Bu ek aitlik eki olarak da bi- linir. Belirtili isim tamlamalarında, tamlananın yerine kullanılır.Onunki → Onun kitabı Ali’ninki → Ali’nin arabası
b.Fiil Çekim Ekleri
Fiillere gelerek fiillerin kim tarafından ne zaman yapıldığını bildiren eklerdir
Kip ekleri
a) Haber Kipleri
→ Şimdiki zaman; –yor yapıyor, geliyor, gidiyor…
→ Gelecek zaman: –ecek, –acak gelecek, gidecek, görecek …
→ Geniş zaman: –r, –ar, –er, –ır, –ir, –ur, –ür
→ Görülen geçmiş zaman: –dı, –di, –du, –dü;–tı, –ti, –tu, –tü;geldi, gitti, okudu, gördü …
→ Öğrenilen geçmiş zaman: –mış, –miş, –muş, –müş;gelmiş, gitmiş, okumuş, görmüş …
b) Dilek Kipleri
→ Gereklilik kipi: –malı, –meli gelmeli, görmeli, okumalı, bilmeli
→ İstek kipi: –e, –a gele, gide, göre, bile
→ Dilek şart kipi: –se, –sa gelse, gitse, görse, bilse
→ Emir kipi: Eki yoktur. gel, git, gör, gelin, görün

Haber kipleri fiilin gerçekleşme zamanını bildirirler. Dilek kiplerinde ise zaman anlamı yoktur.
Kişi ekleri
Eylemin kim tarafından yapıldığını bildiren eklerdir. Sadece fiillere eklenir.
1. Teklik → (i)m 1. Çokluk → (i)z
2. Teklik → s(i)n 2. Çokluk → s(i)n(i)z
3. Teklik → – 3. Çokluk → l(a)r
Görecek – im → göreceğim
Görecek – sin → göreceksin
Görecek → görecek
Görecek – iz → göreceğiz
Görecek – siniz → göreceksiniz
Görecek – ler → görecekler

Aşağıdaki cümlelerden hangisinin yüklemin- de gelecek zaman eki kullanılmamıştır?
A) Ay sonu, tatil için Kanarya Adaları’na gidiyo- rum.
B) Hakikati elbet bir gün göreceksin.
C) O da benimle gelecek.
D) Öğretmen bu sınavda zor sorular soracak.

B, C ve D seçeneklerindeki fiiller gelecek zaman eki olan “–ecek, –acak” eklerini almıştır. Fakat A seçeneğindeki “gidiyorum” eylemi şimdiki za- man eki olan “–yor” ekini almıştır.
Yanıt A
2. Yapım Ekleri
Eklendiği sözcüğün yapısını ve anlamını değiştiren eklere yapım ekleri denir.
Örnek:
– göz – sözcüğünü inceleyelim.
– göz → görme organı
– göz – lük → göze takılan nesne
– göz – lük – çü → gözlük satan kişi
Yapım ekleri dört bölümde incelenir:
a. İsimden İsim Yapma Eki
Eklendiği isimlerden yeni bir isim türeten ekler- dir. En çok kullanılan isimden isim yapma ekleri şunlardır:
“–lı/–li, –lık/–lik, –sız/–siz, –cı/–çı, –cıl/–cil
–ncı/–nci, –ar/–er, –daş/–taş, –z …”
Örnek:

b. İsimden Fiil Yapma Eki
Eklendiği isimlerden fiil türeten eklerdir. En çok kullanılan isimden fiil yapan ekler:
“–ı, –la/–le, –ar/–er, –a/–e, –sa/–se, –laş/–leş,
–lan/–len, imse…”
az → az –(a)l → az–(ı)msa güzel → güzel–leş
kan → kan–a → kan–lan
hız → hız –lan
c. Fiilden Fiil Yapım Eki
Eklendiği fiil kök yahut gövdelerinden fiil türeten eklerdir. En sık kullanılan fiilden fiil yapma ekleri:
“–dır/–dir/–dur/–dür, –t, –n, –l, –ş, –mse, –ala/–ele …”
oyna → oyna–t, tut → tut–(u)n, gör → gör–(ü)ş sev → sev–dir, bil → bil–(i)n, kov → kov–ala
d. Fiilden İsim Yapma Eki
Eklendiği fiillerden isim türeten eklerdir. Fiilden isim yapmak için,
“–ı/–i/–u/–ü, –ıcı/–ici, –gı/–kı, –gın/–kın, –k, –a,–im”
tut → tut–ku → tut–kun, al → al–ıcı yaz → yaz–ı → yaz–gı, bil → bil –(i)m büyü → büyü–k, soğu → soğu–k

Aşağıdakilerden hangisinde altı çizili kelime aldığı ek sebebiyle yeni bir anlam kazanma- mıştır?
A) Üzerindeki kirli elbiseyi çıkarıp çamaşır sepetine attı.
B) Toplantılarına tam vaktinde gider, kimseyi bekletmezdi.
C) Portakal bahçesi ile zeytinliğin arasına beyaz bir ev vardır.
D) Aceleci davranışlarımdan dolayı herkesi telaşlandırmışım.

A seçeneğindeki; kir : “Herhangi bir şeyin üze- rinde oluşan pislik” anlamındayken kirli : “pis olan; leke, toz ile kaplı olan” anlamındadır.zeytinlik : “zeytin yetiştirilen alan” anlamdadır.D seçeneğinde; acele : “Hızlı yapılan” iken aceleci : “Hızlı davranan kişi” anlamındadır.Oysa, B seçeneğindeki vakit sözcüğünün anla- mı değişmemiştir.
Yanıt C